Tehditin cezası, günlük hayatta “sözle gözdağı verme” gibi görünen bir davranışın, ceza hukuku açısından ne zaman suç kabul edildiğini ve hangi koşullarda hapis ya da adli para cezası sonucunu doğurduğunu anlamak isteyenler için kritik bir başlıktır. Tehdit suçu, yalnızca kaba bir ifade veya tartışma sertliği değildir; hukuken, kişinin huzurunu ve irade serbestisini (korku baskısı altında karar vermeme özgürlüğünü) hedef alan bir saldırıdır. Uygulamada en çok karıştırılan nokta, mağdurun “korkmadım” demesiyle suçun ortadan kalkacağı düşüncesidir. Oysa değerlendirme, çoğu zaman sözlerin veya davranışın objektif olarak korkutmaya elverişli olup olmadığı üzerinden yapılır. Bu makalede, tehdidin temel unsurlarını, türlerine göre ceza sistemini, şikâyet-uzlaşma rejimini, Yargıtay’ın dikkat ettiği ölçütleri ve vatandaşların sık düştüğü hataları; pratik örneklerle ele alacağız.
Sayfa İçeriği
TCK 106 Madde Metni
Tehdit suçu, ceza kanununda kişinin kendisine veya yakınına yönelik bir saldırının gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından ağır bir zarara uğratılacağı gibi beyanlarla korkutulmasını yaptırıma bağlayan bir düzenleme üzerine kuruludur. Burada iki temel ayrım öne çıkar: İlki, tehdidin hayata, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığa yönelmesi; ikincisi ise malvarlığı veya “başka bir kötülük” yapılacağı iddiasıdır. Birinci grupta korunan değer daha ağır kabul edildiği için yaptırım sistemi de daha ağırdır. İkinci grupta ise çoğu durumda suçun takibi, mağdurun şikâyetine bağlanır.
Kanuni düzenleme, tehdidin belirli yöntemlerle yapılmasını ayrıca ağırlaştırıcı neden sayar. Örneğin silah kullanılması, kimliğin gizlenmesi (maskeyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle), birden fazla kişiyle birlikte hareket edilmesi ya da suç örgütlerinin yarattığı korkutucu güçten yararlanılması gibi hâller, tehdidin sıradan bir gözdağı olmaktan çıkıp toplumsal korku etkisi doğurabilecek bir nitelik kazanması nedeniyle daha yüksek cezaya bağlanır.
Önemli bir pratik sonuç da şudur: Tehdit, yalnızca “söz” değildir. Yazılı mesaj, ses kaydı, işaret, mektup, sosyal medya paylaşımı veya belirli bir davranış kalıbı (örneğin hedefe yönelen “yapacağım” içerikli eylem) tehdit kapsamında değerlendirilebilir. Ancak her sert ifade tehdit değildir; ölçüt, geleceğe dönük bir kötülüğün bildirimi ve bu kötülüğün failin iradesine bağlı olmasıdır.
Tehdit Suçu Nedir?
Tehdit suçu, bir kişinin başka bir kişiye (veya onun yakınına) yönelik olarak gelecekte gerçekleşecek bir saldırıyı ya da zarar verici bir eylemi haber verip, muhatap üzerinde korku ve baskı yaratmaya elverişli davranışta bulunmasıyla gündeme gelir. Hukuken amaç, kişiyi sindirmek, davranışını yönlendirmek veya kararlarını etkileyerek onu belirli bir yönde hareket etmeye zorlamaktır. Bu yönüyle tehdit, yalnızca “kızgınlık sözleri” ile karıştırılmamalıdır; çünkü ceza hukukunda önem taşıyan, sözün ardında bir caydırma-baskılama fonksiyonunun bulunup bulunmadığıdır.
Uygulamada sıkça görülen bir yanlış değerlendirme, tehdidin ancak açık ve doğrudan ifadelerle mümkün olacağı düşüncesidir. Oysa üstü kapalı, ima içeren, zaman belirten veya “bekle gör” gibi belirsiz görünümlü sözler de somut olayın şartlarına göre tehdit sayılabilir. Burada bakılan şey, sözün sözlük anlamından çok, olayın bağlamı içinde muhatap açısından yaratabileceği endişe düzeyidir.
Bir diğer önemli nokta, tehdidin mutlaka muhatabın bilgisine ulaşması gerektiğidir. Failin içinden söylenmesi, üçüncü kişilere anlatılması veya muhatabın tesadüfen çok sonra öğrenmesi hâllerinde “tehdit” tartışması, çoğu zaman iletme kastı (tehdidin mağdur tarafından öğrenilmesini isteme iradesi) açısından değerlendirilir. Bu nedenle olaylarda “kim, kime, hangi araçla, hangi amaçla iletti?” sorusu kritik bir başlangıç noktasıdır.
Tehdit Suçunun Türleri
Tehdit suçunun türleri, hem cezanın belirlenmesinde hem de dosyanın usul yolunda ilerlemesinde belirleyicidir. İlk ayrım, kişinin yaşamına, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığına yönelen tehditler ile malvarlığına yönelen tehditler arasındadır. Yaşama veya bedene dönük tehditler, daha ağır bir hukuki değer hedef aldığı için çoğu durumda şikâyete bağlı olmadan soruşturulur. Malvarlığına dönük tehditlerde ise çoğu olayda şikâyet şartı gündeme gelir; bu da mağdurun süreyi kaçırması hâlinde önemli hak kayıpları doğurabilir.
İkinci ayrım, tehdidin basit biçimde mi yoksa nitelikli biçimde mi işlendiğidir. Nitelikli hâller; silahla işleme, kimlik gizleme, birden fazla kişiyle birlikte hareket etme veya örgütsel korkutuculuktan yararlanma gibi yöntemlerle ortaya çıkar. Bu hâller, tehdidin yalnızca bireysel bir tartışma aracı olmaktan çıkıp, daha ağır bir korku iklimi yaratma potansiyeli taşıdığı kabulüne dayanır.
Pratikte şu hata çok yapılır: Aynı olayda hem hakaret hem tehdit birlikte ileri sürülürken, hangi sözün hangi suçu oluşturduğu netleştirilmeden şikâyet hazırlanır. Bu durum, yanlış vasıflandırmaya ve delillerin dağılmasına yol açar. Sağlıklı yaklaşım; tehdidin geleceğe dönük bir kötülük bildirimi olup olmadığını, hakaretin ise onur kırıcı bir saldırı niteliği taşıyıp taşımadığını ayrı ayrı değerlendirmektir. Gerektiğinde çoklu suç (tek olay içinde birden fazla suç) değerlendirmesi yapılır.
Tehdit Suçunun Unsurları
Tehdit suçunun oluşumu için maddi ve manevi unsurlar birlikte aranır. Maddi unsur yönünden, tehdidin muhatabı olan kişinin belirli olması önemlidir. “Herkese göstereceğim” gibi muğlak ifadeler, somut olayda muhatap belirlenemiyorsa farklı hukuki tartışmalara yol açabilir. İkinci olarak, bildirilen kötülük geleceğe yönelik olmalıdır; geçmişteki bir eylemi anlatmak tehdit sayılmaz. Üçüncü şart, kötülüğün failin iradesine bağlı olmasıdır. Failin gerçekleştiremeyeceği, yetkisi olmayan veya tamamen dış koşullara bağlı bir “zarar” iddiası, çoğu dosyada tehditten uzaklaşır.
Manevi unsur bakımından tehdit suçu kasten işlenir. Yani failin, muhatabı korkutma veya baskılama sonucunu öngörmesi ve istemesi beklenir. Burada “sinirle söyledim” savunması, otomatik olarak kastı kaldırmaz. Çünkü ceza yargılamasında değerlendirme, yalnızca failin iddiasına değil, sözün içeriğine, olayın akışına ve davranışın sonuç doğurmaya elverişliliğine göre yapılır.
Uygulamada en kritik eşik, objektif korkutuculuk ölçütüdür. Mağdurun gerçekten korkup korkmadığı değil, ortalama bir kişinin o koşullarda endişe duymasının beklenip beklenmeyeceği tartışılır. Bu nedenle deliller (mesaj içeriği, ton, zamanlama, tekrar, kullanılan araçlar) çok önemlidir. Özellikle “şartlı tehdit” gibi durumlarda, şartın gerçekleşmesinde failin etkisi bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.
Tehdit Suçunda Şikayet ve Zamanaşımı
Tehdit suçunda şikâyet rejimi, tehdidin türüne göre değişir. Hayata, vücuda veya cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditler çoğunlukla şikâyete bağlı olmaksızın soruşturulur; bu, savcılığın resen hareket edebilmesi anlamına gelir. Buna karşılık malvarlığına yönelik tehditler ve “başka bir kötülük” vaadi içeren bazı tehditler, uygulamada çoğu zaman şikâyet şartına bağlıdır. Şikâyet şartı varsa, mağdurun olayı ve faili öğrenmesinden itibaren belirli süre içinde başvurması gerekir. Bu süre kaçırıldığında, devletin cezalandırma yetkisi yönünden ciddi bir engel doğar.
Vatandaşların en sık yaptığı hata, “zaten savcılık ilgilenir” düşüncesiyle şikâyeti geciktirmektir. Oysa şikâyete tabi tehditlerde süre geçirildiğinde dosya, deliller güçlü olsa bile usulden kapanabilir. Ayrıca şikâyet dilekçesinde olayın tarih aralığının, iletişim araçlarının ve delillerin (ekran görüntüsü, arama kaydı, tanık bilgisi) net şekilde belirtilmemesi de süreci zayıflatır.
Zamanaşımı bakımından ise soruşturma ve kovuşturmanın belirli bir süre içinde yürütülmesi gerekir. Zamanaşımı hesabı, suç vasfına (basit/nitelikli), eylem sayısına ve kesintiye uğratan işlemlere göre değişebileceğinden, dosya özelinde değerlendirme yapmak gerekir. Bu nedenle özellikle tekrarlanan tehditlerde zincirleme suç (aynı suçun aynı mağdura karşı, birden fazla kez işlenmesi) tartışması zamanaşımı ve ceza artırımı bakımından etkili olabilir.
Tehdit Suçunda Uzlaşma
Uzlaşma (uzlaştırma), belirli suçlarda tarafların bir uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşma ihtimalini denemeyi amaçlayan bir ceza muhakemesi kurumudur. Tehdit suçunda uzlaşmanın uygulanıp uygulanmayacağı, suçun hangi tür tehdit olduğuna ve nitelikli hâl bulunup bulunmadığına göre değişir. Basit nitelikteki bazı tehditlerde uzlaştırma prosedürü gündeme gelebilir ve soruşturma aşamasında dosyanın uzlaştırmaya yönlendirilmesi beklenir.
Uygulamada kritik hata şudur: Dosyada uzlaşma kapsamına giren bir tehdit iddiası varken, uzlaştırma işletilmeden kamu davası açılması veya yargılamanın devam ettirilmesi, usul tartışması doğurabilir. Bu nedenle savcılık aşamasında “uzlaşma denendi mi, taraflara teklif yapıldı mı, tutanak düzenlendi mi?” soruları önemlidir. Uzlaşma sağlanırsa çoğu durumda kamu davası açılmaz veya açılmışsa düşme sonuçları gündeme gelebilir.
Diğer yandan, nitelikli tehdit hâllerinde uzlaşma yolu kapalıdır. Bu ayrım gözden kaçırıldığında, tarafların yanlış beklentiye girmesi sık görülür. Mağdur yönünden uzlaşma, hızlı sonuç alınabilen bir çözüm gibi görünse de, olayın ağırlığı ve güvenlik riski dikkate alınmadan atılacak adımlar, ileride daha büyük sorunlara yol açabilir. Bu nedenle uzlaşma stratejisi, delillerin gücü ve koruma ihtiyacı birlikte değerlendirilerek kurulmalıdır.
Tehdit Suçu (TCK m. 106): Yargıtay Kararlarında Öne Çıkan İlkeler
Yargıtay uygulamasında tehdit suçunun değerlendirilmesinde üç ana eksen öne çıkar: objektif korkutuculuk, iletme kastı ve bağlam. Öncelikle, tehdit sayılacak ifadenin mutlaka doğrudan “öldürürüm” gibi açık bir cümle olması aranmaz. Olayın şartlarına göre üstü kapalı, zaman belirten veya ima içeren sözler de muhatap açısından korku doğurmaya elverişli ise tehdit kabul edilebilir. Burada metin tek başına değil, olayın öncesi, tarafların ilişkisi, sözün söylendiği ortam ve takip eden davranışlarla birlikte değerlendirilir.
İkinci önemli ilke, iletme kastıdır. Failin söz veya davranışının mağdura ulaşmasını istemediği, başka bir deyişle muhatabı korkutma yönünde iradesi bulunmadığı durumlarda tehdit suçunun oluşmadığı kabul edilebilir. Bu tartışma, özellikle üçüncü kişilere söylenen sözlerin mağdur tarafından sonradan öğrenildiği senaryolarda gündeme gelir. Deliller; mesajın kime gönderildiği, çağrının kime yapıldığı veya davranışın kime yöneldiği üzerinden analiz edilir.
Üçüncü olarak Yargıtay, tekrarlanan eylemler bakımından zincirleme suç değerlendirmesine önem verir. Aynı mağdura karşı kısa aralıklarla birden fazla tehdit eylemi varsa, her bir eylem ayrı ayrı ele alınmak yerine bütüncül şekilde değerlendirilip ceza artırımı gündeme gelebilir. Ayrıca tek bir hareketin birden fazla kişiye yönelmesi gibi durumlarda “fiil sayısı” tartışması da ortaya çıkar. Bu noktalar, iddianamenin kurulması ve hükmün gerekçelendirilmesi bakımından dosyanın kaderini etkileyebilir.
Tehdit Suçunda Ceza Sistemi
Tehditin cezası belirlenirken öncelikle tehdidin yöneldiği hukuki değer (yaşam/beden/cinsel dokunulmazlık mı, yoksa malvarlığı mı) ve tehdidin işleniş biçimi (basit mi, nitelikli mi) dikkate alınır. Yaptırım sistemi yalnızca “kaç ay hapis” sorusundan ibaret değildir; şikâyet koşulu, uzlaşma, tutuklama ihtimali ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi sonuçlar da aynı çerçevede tartışılır. Bu nedenle dosyayı okurken ilk yapılması gereken, eylemi doğru kategoriye yerleştirmektir.
Aşağıdaki tablo, ceza sistemini pratik bir çerçevede okumaya yardımcı olur. Tablo, olayın özelliğine göre değişebilecek ayrıntıları değil, genel ayrımı göstermeyi amaçlar:
| Suç Kategorisi | Genel Yaptırım | Usul Notu |
|---|---|---|
| Hayata / Vücuda / Cinsel Dokunulmazlığa Yönelik Tehdit | Hapis cezası | Çoğu durumda şikâyete bağlı olmadan ilerler |
| Malvarlığına Yönelik veya Sair Kötülük Tehdidi | Hapis veya adli para cezası gündeme gelebilir | Sıklıkla şikâyet şartı tartışılır |
| Nitelikli Tehdit (silah, gizleme, çok kişi, örgütsel korku vb.) | Daha ağır hapis cezası | Uzlaşma uygulanmaz, tedbirler daha sık gündeme gelir |
Uygulamada ceza hesabını etkileyen başlıca etkenler şunlardır:
- Tehdidin ciddiyeti ve korku yaratma kapasitesi
- İşleniş biçimi (silah, grup, gizleme gibi ağırlaştırıcı yöntemler)
- Tekrar veya aynı karar altında çoklu eylem (zincirleme değerlendirme)
- Delil durumu (mesaj, tanık, kayıt, kamera vb.)
Tehdit Suçunda Tutuklama
Tutuklama, bir ceza değil; yargılama sürecinde kaçma, delilleri karartma veya yeniden suç işleme riskine karşı başvurulan bir koruma tedbiridir. Tehdit dosyalarında tutuklama ihtimali, eylemin niteliğine göre değişir. Uygulamada basit nitelikteki tehditlerde tutuklama çok daha sınırlı değerlendirilirken, nitelikli tehdit hâllerinde (örneğin silahla tehdit veya örgütsel korkutuculuktan yararlanma iddiası) tutuklama talebi daha sık gündeme gelir.
Burada önemli olan, dosyanın yalnızca suç vasfı değil, olayın oluşturduğu somut risk profilidir. Örneğin failin mağdura yaklaşması, aynı gün içinde tekrar eden mesajlar, üçüncü kişilerle birlikte hareket etme ve tehdit içeriğinin ciddiyeti gibi unsurlar; adli kontrol (imza, uzaklaştırma benzeri yükümlülükler) ile yetinilip yetinilemeyeceğini etkiler. Mağdur açısından ise tedbir ihtiyacı çoğu zaman ceza sonucundan önce gelir; bu nedenle şikâyet dilekçesinde koruma talebinin gerekçeli biçimde belirtilmesi uygulamada önem taşır.
Fail yönünden sık yapılan hata, “tutuklama olmaz” düşüncesiyle süreçte ihmalkâr davranmaktır. Oysa nitelikli iddia varsa veya mağdur güvenliği bakımından ciddi risk görünüyorsa, soruşturma aşamasında bile ağır tedbirler gündeme gelebilir. Bu nedenle savunma stratejisinin, delilleri toplama ve iletişim kayıtlarını doğru açıklama üzerine kurulması gerekir.
Tehdit Suçunda İspat Yolları
Tehdit suçunda ispat, ceza yargılamasının genel ilkelerine tabidir: her türlü delille ispat mümkündür; ancak delilin hukuka uygun elde edilmesi, güvenilirliği ve olayla bağlantısı önemlidir. Pratikte tehdit çoğu zaman kapalı ortamlarda veya dijital iletişimle işlendiğinden, ekran görüntüleri, mesaj kayıtları, arama dökümleri, sesli mesajlar ve sosyal medya içerikleri öne çıkar. Bu delillerin tarih-saat bilgisi, gönderici-alıcı ilişkisi ve bütünlüğü (sonradan değiştirilmeme) dosyanın seyrini doğrudan etkiler.
Tanık beyanı da önemli bir ispat aracıdır; ancak “duydum” ile “bana anlatıldı” ayrımı titizlikle yapılır. Görgü tanığı ile duyum tanığı arasındaki fark, mahkemenin kanaatini ciddi biçimde etkileyebilir. Kamera kayıtları, güvenlik görüntüleri veya mekân giriş-çıkış verileri, tehdidin söylendiği anı ya da tehdidi destekleyen davranışları güçlendirebilir.
Dijital içeriklerde uygulamada sık yapılan hata, delili kaybetmektir. Mesajların silinmesi, hesabın kapatılması, cihaz değişikliği veya “nasıl olsa sistemde vardır” düşüncesiyle kayıt alınmaması, süreci zayıflatır. Bunun yerine;
- Mesajların ekran görüntüsü ve mümkünse sohbet dışa aktarma kayıtları alınmalı,
- Arama kayıtları ve operatör kayıtları için başvuru planı yapılmalı,
- Tanık bilgileri gecikmeden not edilmeli,
- Gerekirse içerik tespitine yönelik hukuki yöntemler kullanılmalıdır.
Hangi Sözler Tehdit Sayılır?
Tehdit değerlendirmesi, kelimelerin tek başına sözlük anlamıyla değil, somut olayın bağlamıyla yapılır. Geleceğe dönük bir kötülük bildiren ve muhatabı baskı altına almaya elverişli sözler tehdit sayılabilir. Buna karşılık, hukuki yollara başvuracağını söylemek çoğu durumda tehdit değildir; çünkü “hakkını arama” beyanı, failin keyfi iradesiyle değil, hukuk düzeninin mekanizmalarıyla ilgilidir. Bu ayrım, özellikle komşuluk, iş ilişkisi ve aile içi tartışmalarda çok sık karıştırılır.
Uygulamada tehdit sayılabilecek sözler genellikle şu ortak özellikleri taşır:
- Gelecek zaman vurgusu (yakında/sonra/şu tarihte gibi)
- Failin yapacağı bir eylem anlatımı (ben yapacağım, ben göstereceğim gibi)
- Zararın ciddiyeti (bedene zarar, ağır kayıp, yakına yönelme gibi)
- Bağlam (daha önceki saldırgan davranışlar, takip, tekrar)
Tehdit sayılmayabilecek beyanlar ise çoğu zaman “hukuki süreç” bildiren cümlelerdir. Ancak burada da bir nüans vardır: Hukuki süreç bildirimi, hak arama sınırında kaldığında meşrudur; fakat “seni bitirtirim, seni işinden ederim” gibi failin keyfi nüfuz iddiası ile birleştiğinde dosya, tehdidin unsurları bakımından ayrıca tartışılabilir. Bu nedenle değerlendirme, tek cümleyle değil, mesajların tamamı ve tarafların ilişkisinin genel seyriyle yapılmalıdır.
Tehdit Suçunda Savunma Stratejileri
Tehdit dosyalarında savunma stratejisi, genellikle üç ana başlık üzerinden kurulur: kastın bulunmadığı iddiası, sözlerin objektif olarak korkutucu olmadığı iddiası ve tehdidin mağdura ulaşmadığı iddiası. Kast tartışmasında kritik olan, failin “kızgınlıkla söyledim” demesinden çok, sözlerin olayın akışı içinde neyi hedeflediğidir. Eğer ifade, muhatabı korkutmaya ve davranışını yönlendirmeye elverişli görünüyorsa, salt öfke savunması yeterli olmaz.
Objektif korkutuculuk yönünden savunmada, sözün gündelik dildeki kullanımı, tarafların iletişim tarzı, geçmişteki tartışmalar ve ifadelerin tehdit değil “sitem/serzeniş” niteliğinde kalıp kalmadığı vurgulanır. Bu noktada delil analizi önemlidir: Mesajın tamamı okunmadan tek bir cümleden sonuç çıkarılması, hem iddia hem savunma açısından hatalıdır.
Mağdura ulaşma ve iletme kastı yönünden savunma ise çoğu zaman teknik delillerle güçlenir. Mesajın muhataba gönderilmediği, ses kaydının mağdura yönelik olmadığı, üçüncü kişiler arasında geçen konuşmanın mağdur tarafından tesadüfen öğrenildiği gibi durumlar, “tehdit” tartışmasını zayıflatabilir. Ancak bu strateji, somut olayın şartlarına göre değişir; dosya özelinde doğru yaklaşım, iletişim kayıtlarının ve tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesidir.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Tehditin cezası her olayda hapis mi olur?
Tehditin cezası, tehdidin yöneldiği hukuki değere ve eylemin basit mi nitelikli mi olduğuna göre değişir. Yaşama veya bedene yönelik tehditlerde hapis cezası daha sık gündeme gelirken, malvarlığına yönelik bazı tehditlerde adli para cezası seçeneği de tartışılabilir. Ayrıca dosyada şikâyet koşulu, uzlaşma ihtimali ve somut risk değerlendirmesi (koruma tedbirleri) sonucu etkileyen unsurlardır. Bu nedenle “otomatik” bir sonuç yerine, olayın niteliği ve delil durumu üzerinden değerlendirme yapılır.
“Seni mahkemeye vereceğim” demek tehdit suçu oluşturur mu?
Genel kural olarak hukuki yollara başvuracağını söylemek, tehdit suçu kapsamında değerlendirilmez. Çünkü bu beyan, kişinin hak arama özgürlüğüyle ilgilidir ve keyfi bir zarar vaadi taşımaz. Ancak ifadenin yanında “sana kötülük yaptıracağım” gibi failin iradesine bağlı bir zarar vaadi, baskı kurma amacı veya hukuka aykırı nüfuz iddiası varsa, somut olayın bağlamına göre farklı değerlendirmeler gündeme gelebilir. Dosyalar bu nedenle cümle bazında değil, bütün iletişim ve davranış örüntüsü üzerinden ele alınır.
Tehdit suçunda şikâyet süresi neden bu kadar önemli?
Şikâyete tabi tehdit türlerinde, mağdurun belirli süre içinde başvuru yapması zorunludur. Bu süre kaçırıldığında soruşturma yürütülemeyebilir ve deliller güçlü olsa bile usulden sonuç doğabilir. Uygulamada en sık hata, olayın sıcaklığı geçince başvuru yapılabileceği düşüncesidir. Şikâyet dilekçesinde olay tarihi, iletişim aracı, deliller ve mümkünse tanık bilgileri açık yazılmalı; dijital deliller kaybolmadan güvenceye alınmalıdır.
Mesajla (SMS/WhatsApp/sosyal medya) tehditte delil nasıl güçlendirilir?
Dijital tehditlerde delilin bütünlüğü ve doğrulanabilirliği çok önemlidir. Mesajların ekran görüntüsü alınmalı, sohbet kaydı mümkünse dışa aktarılmalı, tarih-saat bilgileri korunmalıdır. Hesap adı, kullanıcı bağlantıları ve numara gibi kimliklendiren veriler not edilmelidir. Tanık varsa bilgileri kaydedilmeli, kamera kaydı veya arama kayıtları gibi destekleyici deliller için gecikmeden adım atılmalıdır. Delilin kaybolması veya değişmesi, dosyada ispatı zorlaştıran en temel sorunlardan biridir.